Bu Hikâyenin Geçmişi Aslında Çok Daha Eskiye Gidiyor
Türkiye’de deprem yönetmeliklerinin geçmişi birkaç yıl öncesine dayanmıyor.
AFAD'ın aktardığı bilgilere göre Türkiye’de deprem yönetmelikleri 1947’den itibaren çeşitli dönemlerde yenilendi; 1998 ve 2007 düzenlemelerinin ardından Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 yılında yayımlandı ve 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi.
Bu tarih bize önemli bir şey söylüyor:
Bugün “eski bina” dediğimiz yapıların önemli bir bölümü, farklı dönemlerin yapı mevzuatı, mühendislik anlayışı ve uygulama koşulları altında inşa edildi.
Dolayısıyla yalnızca binanın yaşına bakarak güvenli veya güvensiz sonucuna varmak doğru değil. Aynı şekilde yeni bir binanın varlığı da tek başına mutlak güvence anlamına gelmez.
Nitekim Bakanlığın riskli yapı tespit esaslarında, risk tespiti ile deprem performans değerlendirmesinin birbirinden farklı amaçlara hizmet ettiği özellikle belirtiliyor.
İşte bu nedenle apartman toplantısında “Binamız 25 yıllık, kesin yıkılır” ya da “Bizim bina sağlam, çünkü daha önce bir şey olmadı” gibi cümleler yerine teknik veriler konuşulması gerekiyor.
1999’dan Bugüne Değişmeyen Bir Ders
Murat araştırma yaparken 1999 Marmara Depremi sonrasında orta hasarlı binalarla ilgili hazırlanmış eski kamu belgelerine de rastladı.
Yalova’ya ilişkin bir Bakanlık belgesinde, 1999 depreminden sonra orta hasarlı olarak tespit edilen ve yıllar boyunca güçlendirilmemiş çok sayıda yapı bulunduğu aktarılıyordu. Belgede ayrıca bu yapıların sonraki dönemlerde riskli yapı mevzuatı açısından değerlendirilmesine ilişkin idari süreçler anlatılıyordu.
Murat dosyayı kapattı.
“Demek ki sorun yeni değil,” dedi.
Zeynep cevap verdi:
“Evet. Ama belki de yeni olan şu: Artık geçmişte neyi yanlış yaptığımızı daha açık konuşabiliyoruz.”
Bu cümle toplantının en önemli cümlesi oldu.
Çünkü deprem yalnızca fay hattının hareketi değildi. Deprem aynı zamanda şehirlerin nasıl büyüdüğünü, binaların nasıl denetlendiğini, insanların ekonomik koşullarını ve kamu yönetiminin afet sonrasında nasıl organize olduğunu da görünür hale getiriyordu.
Peki Orta Hasarlı Binalar Şimdi Ne Olacak?
Hikâyenin teknik cevabı aslında tek cümleyle verilemez.
Genel olarak orta hasarlı olarak tespit edilen bir yapı için güvenli kullanımın yolu, ilgili mevzuata göre yürütülecek teknik değerlendirme ve güçlendirme sürecinden geçer. Güçlendirmenin teknik olarak mümkün olması, gerekli proje ve izinlerin alınması ve öngörülen sürelerde işlemlerin tamamlanması gerekir. Süreç yerine getirilmezse yapı açısından yıkım ve hak sahipliği bakımından farklı sonuçlar doğabilir. Özellikle deprem bölgesindeki uygulamalarda süreler ve başvuru usulleri ayrıca düzenlenmiştir.
Bu yüzden kendi binanız için şu soruları sıraya koymak daha doğru olur:
Binanın orta hasarlı olduğuna ilişkin resmi tespit hangi tarihte yapıldı?
Hasar tespitinin itiraz veya yeniden değerlendirme süreci var mı?
Bina hangi mevzuat kapsamında işlem görüyor?
Güçlendirme teknik olarak mümkün mü?
Yetkin bir mühendislik ekibi tarafından gerekli inceleme yapıldı mı?
Belediye veya ilgili idareden hangi izinlerin alınması gerekiyor?
Kat maliklerinin karar süreci nasıl yürütülecek?
AFAD veya diğer kurumlar açısından hak sahipliği durumu nedir?
Ve en önemlisi: Bina şu anda kullanılabilir durumda mı?
Bu soruların her biri ayrı ayrı önem taşıyor.
Apartmanın Önünde Son Toplantı
Aradan birkaç hafta daha geçti.
Apartman sakinleri yeniden toplandı.
Bu kez masada yalnızca korku yoktu.
Murat teknik raporları getirmişti.
Zeynep ise herkesin durumunu gösteren bir liste hazırlamıştı.
Ayşe teyze sessizce dinledi.
Mehmet Bey hesap makinesini çıkardı.
Toplantının sonunda herkes aynı fikirde değildi. Zaten olmaları da gerekmiyordu.
Fakat artık herkes neyi tartıştığını biliyordu.
Binanın güçlendirilmesi mümkün mü?
Maliyeti ne?
Ne kadar sürecek?
Geçici barınma nasıl sağlanacak?
Kim hangi belgeyi alacak?
Karar nasıl alınacak?
Ve bütün bunlar yapılırken kim geride kalacak?
İşte belki de deprem sonrasında en değerli değişim buydu.
İnsanlar “Evimize ne olacak?” sorusundan “Güvenli bir yaşamı nasıl yeniden kuracağız?” sorusuna geçmeye başlamıştı.
Forumda Bu Konuyu Konuşurken Bence En Önemli Nokta
Orta hasarlı bir bina için “kesin yıkılır” veya “kesin güçlendirilir” demek, bina özelindeki teknik ve hukuki süreç bilinmeden doğru olmaz.
Resmi hasar tespiti, binanın mevcut durumu, güçlendirme projesi, ilgili idarenin işlemleri ve yürürlükteki mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca deprem sonrasında hasarlı yapılara kendi kararıyla girilmemesi gerektiği de özellikle önem taşıyor. AFAD, artçı sarsıntıların hasarlı binalarda ek zarara yol açabileceğini ve sarsıntılar tamamen bitene kadar hasarlı yapılara girilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Ben bu hikâyeyi yazarken en çok şu soruyu düşündüm:
Bir binanın duvarındaki çatlağı onarmak mı daha kolaydır, yoksa o binada yaşayan insanların kaybettikleri güven duygusunu yeniden inşa etmek mi?
Belki ikisini birbirinden ayırmamak gerekiyor.
Çünkü sağlam bir şehir yalnızca sağlam betonla kurulmaz.
Güvenilir mühendislik, şeffaf kamu yönetimi, doğru bilgi, ekonomik destek, komşuluk dayanışması ve insanların karar süreçlerine gerçekten katılabilmesi de o yapının parçalarıdır.
Sizin mahallenizde orta hasarlı bina süreci nasıl ilerledi?
Güçlendirme konusunda teknik bir çalışma yapıldı mı?
Yoksa insanlar hâlâ “Bundan sonra ne olacak?” sorusunun cevabını mı bekliyor?
Belki de bu forumdaki en değerli paylaşım, yaşadığınız süreci anlatmanız olur. Çünkü bir apartmanın hikâyesi başka bir apartmanda yaşayan insanların aynı hataları yapmasını engelleyebilir.
Türkiye’de deprem yönetmeliklerinin geçmişi birkaç yıl öncesine dayanmıyor.
AFAD'ın aktardığı bilgilere göre Türkiye’de deprem yönetmelikleri 1947’den itibaren çeşitli dönemlerde yenilendi; 1998 ve 2007 düzenlemelerinin ardından Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği 2018 yılında yayımlandı ve 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi.
Bu tarih bize önemli bir şey söylüyor:
Bugün “eski bina” dediğimiz yapıların önemli bir bölümü, farklı dönemlerin yapı mevzuatı, mühendislik anlayışı ve uygulama koşulları altında inşa edildi.
Dolayısıyla yalnızca binanın yaşına bakarak güvenli veya güvensiz sonucuna varmak doğru değil. Aynı şekilde yeni bir binanın varlığı da tek başına mutlak güvence anlamına gelmez.
Nitekim Bakanlığın riskli yapı tespit esaslarında, risk tespiti ile deprem performans değerlendirmesinin birbirinden farklı amaçlara hizmet ettiği özellikle belirtiliyor.
İşte bu nedenle apartman toplantısında “Binamız 25 yıllık, kesin yıkılır” ya da “Bizim bina sağlam, çünkü daha önce bir şey olmadı” gibi cümleler yerine teknik veriler konuşulması gerekiyor.
1999’dan Bugüne Değişmeyen Bir Ders
Murat araştırma yaparken 1999 Marmara Depremi sonrasında orta hasarlı binalarla ilgili hazırlanmış eski kamu belgelerine de rastladı.
Yalova’ya ilişkin bir Bakanlık belgesinde, 1999 depreminden sonra orta hasarlı olarak tespit edilen ve yıllar boyunca güçlendirilmemiş çok sayıda yapı bulunduğu aktarılıyordu. Belgede ayrıca bu yapıların sonraki dönemlerde riskli yapı mevzuatı açısından değerlendirilmesine ilişkin idari süreçler anlatılıyordu.
Murat dosyayı kapattı.
“Demek ki sorun yeni değil,” dedi.
Zeynep cevap verdi:
“Evet. Ama belki de yeni olan şu: Artık geçmişte neyi yanlış yaptığımızı daha açık konuşabiliyoruz.”
Bu cümle toplantının en önemli cümlesi oldu.
Çünkü deprem yalnızca fay hattının hareketi değildi. Deprem aynı zamanda şehirlerin nasıl büyüdüğünü, binaların nasıl denetlendiğini, insanların ekonomik koşullarını ve kamu yönetiminin afet sonrasında nasıl organize olduğunu da görünür hale getiriyordu.
Peki Orta Hasarlı Binalar Şimdi Ne Olacak?
Hikâyenin teknik cevabı aslında tek cümleyle verilemez.
Genel olarak orta hasarlı olarak tespit edilen bir yapı için güvenli kullanımın yolu, ilgili mevzuata göre yürütülecek teknik değerlendirme ve güçlendirme sürecinden geçer. Güçlendirmenin teknik olarak mümkün olması, gerekli proje ve izinlerin alınması ve öngörülen sürelerde işlemlerin tamamlanması gerekir. Süreç yerine getirilmezse yapı açısından yıkım ve hak sahipliği bakımından farklı sonuçlar doğabilir. Özellikle deprem bölgesindeki uygulamalarda süreler ve başvuru usulleri ayrıca düzenlenmiştir.
Bu yüzden kendi binanız için şu soruları sıraya koymak daha doğru olur:
Binanın orta hasarlı olduğuna ilişkin resmi tespit hangi tarihte yapıldı?
Hasar tespitinin itiraz veya yeniden değerlendirme süreci var mı?
Bina hangi mevzuat kapsamında işlem görüyor?
Güçlendirme teknik olarak mümkün mü?
Yetkin bir mühendislik ekibi tarafından gerekli inceleme yapıldı mı?
Belediye veya ilgili idareden hangi izinlerin alınması gerekiyor?
Kat maliklerinin karar süreci nasıl yürütülecek?
AFAD veya diğer kurumlar açısından hak sahipliği durumu nedir?
Ve en önemlisi: Bina şu anda kullanılabilir durumda mı?
Bu soruların her biri ayrı ayrı önem taşıyor.
Apartmanın Önünde Son Toplantı
Aradan birkaç hafta daha geçti.
Apartman sakinleri yeniden toplandı.
Bu kez masada yalnızca korku yoktu.
Murat teknik raporları getirmişti.
Zeynep ise herkesin durumunu gösteren bir liste hazırlamıştı.
Ayşe teyze sessizce dinledi.
Mehmet Bey hesap makinesini çıkardı.
Toplantının sonunda herkes aynı fikirde değildi. Zaten olmaları da gerekmiyordu.
Fakat artık herkes neyi tartıştığını biliyordu.
Binanın güçlendirilmesi mümkün mü?
Maliyeti ne?
Ne kadar sürecek?
Geçici barınma nasıl sağlanacak?
Kim hangi belgeyi alacak?
Karar nasıl alınacak?
Ve bütün bunlar yapılırken kim geride kalacak?
İşte belki de deprem sonrasında en değerli değişim buydu.
İnsanlar “Evimize ne olacak?” sorusundan “Güvenli bir yaşamı nasıl yeniden kuracağız?” sorusuna geçmeye başlamıştı.
Forumda Bu Konuyu Konuşurken Bence En Önemli Nokta
Orta hasarlı bir bina için “kesin yıkılır” veya “kesin güçlendirilir” demek, bina özelindeki teknik ve hukuki süreç bilinmeden doğru olmaz.
Resmi hasar tespiti, binanın mevcut durumu, güçlendirme projesi, ilgili idarenin işlemleri ve yürürlükteki mevzuat birlikte değerlendirilmelidir.
Ayrıca deprem sonrasında hasarlı yapılara kendi kararıyla girilmemesi gerektiği de özellikle önem taşıyor. AFAD, artçı sarsıntıların hasarlı binalarda ek zarara yol açabileceğini ve sarsıntılar tamamen bitene kadar hasarlı yapılara girilmemesi gerektiğini belirtiyor.
Ben bu hikâyeyi yazarken en çok şu soruyu düşündüm:
Bir binanın duvarındaki çatlağı onarmak mı daha kolaydır, yoksa o binada yaşayan insanların kaybettikleri güven duygusunu yeniden inşa etmek mi?
Belki ikisini birbirinden ayırmamak gerekiyor.
Çünkü sağlam bir şehir yalnızca sağlam betonla kurulmaz.
Güvenilir mühendislik, şeffaf kamu yönetimi, doğru bilgi, ekonomik destek, komşuluk dayanışması ve insanların karar süreçlerine gerçekten katılabilmesi de o yapının parçalarıdır.
Sizin mahallenizde orta hasarlı bina süreci nasıl ilerledi?
Güçlendirme konusunda teknik bir çalışma yapıldı mı?
Yoksa insanlar hâlâ “Bundan sonra ne olacak?” sorusunun cevabını mı bekliyor?
Belki de bu forumdaki en değerli paylaşım, yaşadığınız süreci anlatmanız olur. Çünkü bir apartmanın hikâyesi başka bir apartmanda yaşayan insanların aynı hataları yapmasını engelleyebilir.